Alternaif

Yola çıkana…

Posted by: alternaif on: 30/07/2009

breathe
breathe, breathe in the air
don’t be afraid to care
leave but don’t leave me
look around and chose your own ground
for long you live and high you fly
and smiles you’ll give and tears you’ll cry
and all you touch and all you see
is all your life will ever be
run, run rabbit run
dig that hole, forget the sun,
and when at last the work is done
don’t sit down it’s time to start another one
for long you live and high you fly
but only if you ride the tide
and balanced on the biggest wave
you race toward an early grave.

nefes al,
şu havada nefes alsana
endişelenmekten korkma sakın..
bırak ama beni bırakma
bak etrafına ve kendi toprağını seç
uzun yaşamak ve yükseklere uçmak için
gülümseyebilmek için doya doya
ve ağlamak için gözyaşlarıyla
dokunduğun ve gördüğün herşey
bundan sonraki hayatın olacak..
koş tavşan koş
dal şu çukura, güneşi unut
ve sonunda iş bittiğinde
sakın oturayım deme, bir başkasına başlama zamanı!
uzun yaşamak ve yükseklere uçmak için
gelgitlere tutunursan yalnızca
ve en yüksek dalganın üstünde dengeni kurarsan
erken bir ölüme doğru yarış hayatla…

Breathe – Pink Floyd

Yoklugum varlığına armağan olsun

Posted by: alternaif on: 23/07/2009

ugurkaymaz

Uğur Kaymaz için Serpil Odabaşı çizdi.

Aynı “Kusursuz Çember” filminde denildiği gibi;

Hadi kabul edelim
ve söyleyelim.
Ölüler herşeyi benden aldılar:
etlerimi, kemiklerimi,
masadaki kalemi,
bilgimi, ruhumu,
duvar yazılarını,
odada yayılan müziği,
gözyaşını, korkuları.
Hava polenlerle dolu.
Ve ondan sonra: Karanlık,
karanlık, karanlık…

http://srpl.info

Merkezi ABD’de bulunan, 1 milyon üyeli Hayvan Hakları örgütü PETA ( People For The Ethical Treatment of Animals / Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler Birliği) ve bilim insanları ‘hayvan deneyleri’ hakkında bakın ne diyor. İşte, sıkça sorulan sorular ve yanıtları:

» Yiyecek, giyim ya da deney gibi amaçlarla kullanılan hayvanların çoğu zaten bu amaç için dünyaya getiriliyor, o halde onları kullanmakta ne sakınca olabilir?
- Belli bir amaç için dünyaya getirilip yetiştirilmiş olmak, bir hayvanın biyolojik olarak sahip olduğu acı ya da korku hissetme yetisini değiştirmez.

» Tıp alanında sağlanan büyük gelişmelerin hepsi hayvan deneylerine dayanmıyor mu?
- Tıp tarihçileri, yaygın bulaşıcı hastalıklara bağlı ölüm oranlarında 1900’lerden bu yana yaşanan düşüşün, beslenme ve hijyen standartlarının yükselmesine bağlı olduğunu, hayvan deneylerinden elde edilen bulguların bu gelişmede hiçbir payının olmadığını göstermiştir. Tıp alanındaki önemli gelişmelerin büyük kısmı hayvan deneylerinden bağımsız buluşlar sayesinde gerçekleşmiştir: Anestezi, stetoskop, morfin, radyum, penisilin, yapay solunum, röntgen ışını, antiseptikler, CAT, MRI ve PET taramaları; bakteriyoloji ve mikrop/bakteri (germ theory) çalışmaları; kolesterol ile kalp hastalığı, sigara ile kanser arasındaki bağın keşfi; HIV virüsünün saptanması vb. Hayvan deneyleri bu ve benzeri gelişmelerde hiçbir rol oynamamıştır…

» Çiçek aşısı gibi, bugün kullanılan ilaçların büyük kısmında hayvanlar kullanılmamış mıydı?
- Bu aşının geliştirilmesinde iki ayrı çalışma yürütülmüştü: Biri Nobel Ödülü kazanan ve hayvan deneyi içermeyen tüplü çalışma (in vitro), diğeri de çok sayıda hayvanın öldürüldüğü hayvan deneylerine dayanan çalışma. Nobel Ödülü sahibi Arthur Kornberg, çiçek hastalığı taşı yan maymunlar üzerinde 40 yıl boyunca yapılan deneylerin tedavinin bulunması yönünde çok az ilerleme sağladığını söylüyor. Asıl çığır açıcı gelişme, bilim insanlarının insan ve maymun hücrelerinden virüsü üretmeyi başarmaları sayesinde yaşandı. Şüphesiz, bazı tıbbî gelişmeler acımasız hayvan deneylerinin ürünüdür, ama bu demek değildir ki hayvan deneyleri olmasa bu gelişmeler gerçekleşmezdi ya da 1800’lerden kalma ilkel teknikler bugün hâlâ geçerlidir. Hayvan deneyleri yapılmamış olsa bugün hangi noktada olacağımızı kestirmek imkânsız, zira tıp tarihi boyunca hayvan deneyi içermeyen araştırmalara çok az kaynak ayrılmıştır. Aslında, hayvan deneyleri insan sağlığı açısından sıklıkla yanlış yönlendirici olmaktadır.

» Hayvanları kullanmadığımız takdirde, yeni ilaçları insanlar üzerinde denemek zorunda kalmaz mıydık?
- Burada, hayvanlar ile insanlar arasında bir seçim yapmak söz konusu değil. İlaçların, hayvanlar üzerinde denenmiş bile olsa güvenli olduğu kesin olarak bilinemez, çünkü insanlar ile diğer hayvanlar arasındaki fizyolojik farklılıklar nedeniyle hayvan deneylerinden elde edilen sonuçlar insanlara kesin şekilde uygulanamaz. Hayvan deneyleriyle onaylanan bazı ilaçlar insanlarda kullanıldığında ciddi ve beklenmedik yan etkilere yol açıyor. İlaç sanayii hayvan deneylerinden vazgeçip kuantum farmakolojisine ve tüplü testlere geçse, zararlı etkileri olan ilaçlardan korunmuş olurduk.

» Hayvanlar üzerinde deney yapılmadan tıp araştırmaları nasıl yürütülür?
- Klinik ve epidemiyolojik çalışmalar, kadavralar üzerinde yapılan incelemeler ve bilgisayar simülasyonları hayvan deneylerine kıyasla çok daha hızlı, ucuz ve insanîdir. Bilim insanları insan beyni hücresini kullanarak tümörlerin incelenmesinde kullanılabilecek “mikro beyin” modelleri geliştirmiş, yapay deri ve kemik iliği örnekleri yaratmışlardır. Artık hayvanları öldürmek yerine, yumurta zarı üzerinde alerji (irrentancy) testleri yapabilir, hücre kültürlerinden aşı üretebilir, kan örneklerini kullanarak gebelik testleri yapabiliriz. İlaç testlerinde yalnızca insan dokusu ve bilgisayardan yararlanan bir şirket olan Pharmagene Laboratories’in kurucularından Gordon Baxter şöyle diyor: “İnsan genleri hakkında bilgi sahibi olduktan sonra dönüp tekrar hayvanlar üzerinde test yapmanın ne anlamı var?”

Kaynak: www.sesonline.net

Hayvan Deneyleri

Posted by: alternaif on: 17/07/2009

animal-testing-cage

Bugünün insanında bence 3 şey eksik; şüphe, eleştiri, öfke duygusu. 4. sünü de Yıldırım Türker’den alayım. Utanç duygusu…

Dokunulmaz, tartışılmaz konularımız o kadar çok ki, o kadar uzun süre bunlara kimse dokunmamış ki kadri mutlak haline gelmiş, küflenmiş, kokuyor ancak hala elimize, ayağımıza dolaşmaya devam ediyor. Doğrunun ne olduğu tartışmasını veya bence sen de haklısın söylemini bir kenara bırakarak – ki insanda bir omurga olabilsin- şunu iddia edebiliriz kabaca; bir şeyin doğru olup olmadığının araştırması yapılır. Doğru dendiği için bir şey doğru olamayacağı gibi aksi de söz konusu olamaz. İnsan bir bakış açısı edinir kendine dünyayı yorumlayabilmek için. Zahmetli bir süreçtir. Bunun için okumak, yazmak, meraklı olmak gerekir. Bu bakış açısı sayesinde bir filtreye sahip olur. Ona sunulan bilgileri, bilgi parçacıklarını değerlendirirken araştırır, süzer, destekler, besler, eler. Ve bu süreç bitmez. Çünkü edinilen bilgilere sürekli yeni bilgiler eklenir.

Bir örnek vermek gerekirse, “hayvan deneyleri” diyelim. Doğru ne der? Hayvan deneyleri gereklidir, tıp alanındaki gelişmeleri buna borçluyuz. Aşılar, ilaçlar… Hemen arkasından şu da mutlaka eklenir; bu deneyleri hayvanlara değil de insanları mı yapacağız? Ben bu konuda uzman değilim. Olabilecek zamanım da yok dolayısıyla böyle bir konu açılınca basit yollar izleyerek bir sonuca varırım.

Şu aşamalardan geçerim özetle;

1- Bana doğru olarak sunulan şeyden şüphe ederim.

2- Söz konusu olan deneyler başka bir canlının acı çekmesine, ölmesine sebep olduğundan alternatifler olabilir mi diye düşünürüm. Bu alternatifleri öğrenme – her zaman en az bir alternatif vardır- ihtiyacı hissederim.

3. Bu deneylerin neye hizmet ettiği hakkında bilgi sahibi olmaya çalışırım. Akıl yürütürüm.

4. Dünyanın dişlilerinin kimleri öğüttüğünü bildiğimden deneylerin amacının son tahlilde insanlık yararına değil, kar amacıyla yapıldığını aklımda tutarım. Üretilecek olan raflarda yerini alacak bir maldır çünkü.

6- Son olarak sürecin nasıl işlediğini, kuralları, yasaları ve alternatifleri öğrenmişimdir. Ardından eleştiri gelir.

7- Eleştiri yetmez çünkü yapıcı veya yıkıcı yaptığınız eleştri ve fikirleriniz parasal olarak bir değere sahip olmadığından bu mekanizmanın sahipleri tarafından dikkate alınmaz, önemsenmez. Ardından doğal olarak öfke ve utanç duygusu gelir. Utanç zedeler, hasta eder, öfke ise yaratıcı bir duygudur. Çekirdek çitleyerek kurtulamazsınız.

Bu öfke değiştirecek, dönüştürecek, yıkacak ve yeniden yapacak güçtür.

Başka yaşam formları

Posted by: alternaif on: 17/07/2009

kedi

Herşey olması gerektiği gibi. Doğal olmayan birşey yok. “Earthlings” belgeselini izlerken ekranda akan açık ara adaletsizlik sahnelerini, belgeselin de yaklaşımını oluşturan bir toplumun başka bir topluma karşı yürüttüğü baskı, yok etme, eziyet etme yöntemlerini izlerken aklımda bu vardı.

Earthlings tüm dünyadan verdiği örneklerle toplumun hayvanlara (başka toplumlara) karşı izlediği davranış biçimlerini şu başlıklar altında inceliyor; evcil hayvanlar, yemek, giysi, eğlence, bilimsel araştırmalar

Vicdanı, utanç duygusu olan insanların yaralanmadan izleyebilecekleri bir belgesel değil. Ulaşabileceği izleyici sayısı sınırlı. Zaten bu konuyla ilgilenen, bunu dert edinen insanların gördükleri, görmek isteyebilecekleri bir çalışma. Dolayısıyla bir dönüştürücülük, değiştirme iddiası olmayan sadece belki bu başlık altında verilen mücadelelerin daha kararlı ve ısrarlı olması gerektiği yolunda aciliyet planı oluşturmaya hız kazandırabilecek bir materyal. Ama izleyince çıkarılacak sonuç şu ki ışık hızına varsak dahi bu uygulamalar karşısında yaşadığımız çaresizliği dindirecek kadar büyük bir karşı çıkış en azından bugün pek mümkün görünmüyor. Çünkü vahşet çok büyük. Kıyım kitlesel. Herşeyi bir kenara bırakın dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu hala tüm dünyanın insana hizmet etmek için varolduğunu düşünecek ve buna inanacak kadar aptal ve bencil.

Geldiğimiz noktada yaşanan vahşetin boyutları çıkış noktamızla ilgili. Çıktığımız yolun varacağı yer burası. Bunda doğal olmayan birşey yok. Demek ki seçtiğimiz yol yanlış. Demek ki durduğumuz yerle ilgili bir sorun var. Benzer dinamiklerle dünyada insan, hayvan ayrımı yapmadan herkese yönelebilen bir şiddet var. Canlı, cansız hiçbir organizma bunun dışında duramıyor. Şu anda mutfakta kar hırsına kimin kurban edileceği tartışılıyor. Hayvanlarsa (başka toplumlar) bu oyunda hep kurbandı.

Hep sorulur, insanoğlunun en büyük ilgi alanlarından biridir, “insan dışında başka yaşam formları var mı?” Cevabı çok basittir, hatta bunun için uzaya çıkmaya da gerek yoktur. Var. Başka yaşam formları burada bizimle, dünyada yaşıyor. Ne olacak?

Eartlings: http://www.earthlings.com

İmaj kaynağı: http://www.boston.com/bigpicture/2008/12/israel_and_gaza.html

Ya basta!

Posted by: alternaif on: 06/07/2009

marcos

Pınar Selek için adalet, adalet için Pınar Selek!

Posted by: alternaif on: 03/07/2009

pinarselek

Etiketler:

GDO’ya hayır!

Posted by: alternaif on: 01/07/2009

gdo2

Etiketler: ,

Yaşam patentlenemez

Posted by: alternaif on: 21/06/2009

gdo

Etiketler: ,

Küçük Şeylerin Tanrısı – Arundhati Roy

Posted by: alternaif on: 21/06/2009

Arundhati_Roy

Ammu ürperdi.
Sıcak bir öğle sonrasında, hayatını yaşamış olduğunu hissettiği için. Fincanının tozla dolu olduğunu. Havanın, göğün, ağaçların, güneşin, yağmurun, ışığın ve karanlığın yavaşça kuma dönüştüğünü. Kumun burun deliklerine, çiğerlerine, ağzına dolacağını. Kendisini içeri çekeceğini, tıpkı kumsalı oyan yengeçler gibi yüzeyde döne döne çöken bir burgaç bırakacağını hissettiği için.

…Ammu gür saçlarını topladı, yüzüne doladı, saçlarının arasından Yaş ve Ölüm’e götüren Yol’a baktı. Siyah kukuletasının göz deliklerinden, boynunu vurduğu kişiyi gözleyen bir ortaçağ cellatı gibiydi.

Kara meme başları ve gülümseyince çukurlaşan gamzeleri olan, narin, çıplak bir cellat. Yitirilen bir savaşın haberleri gelirken, mum ışığında doğurduğu çift yumurta ikizlerinden kalma yedi gümüş gebelik çatlağıyla. Ammu’yu, yolunun sonunda kendisini neyin beklediğinden çok yolun niteliği ürkütüyordu. Yol boyunca hiçbir miltaşı yoktu. Ne de bir ağaç. Benekli gölgeler düşmüyordu yola. Üstünde hiçbir sis yayılmıyordu. Hiçbir kuş dönenmiyordu. Ammu’nun gözlerinin önündeki yolun aydınlık ucunu görmesini bir an için bile engelleyen ne bir sapak vardı, ne de bir dönemeç ya da U dönüşü. Bu ise Ammu’nun içine müthiş bir dehşet salıyordu; çünkü o, geleceğinin ne olduğunu bilmek isteyen bir kadın değildi. Çok korkuyordu geleceğinden. Gerçekleşmesini istediği tek arzusu sorulsa, Bilmemek derdi. Gelecekteki günlerinin kendisine neler hazırladığını bilmemek. Gelecek ay, gelecek yıl nerede olabileceğini bilmemek. Ya da on yıl sonra. Yolunun ne tarafa dönebileceğini ve dönemecin arkasında kendisini nelerin beklediğini. Ve Ammu biliyordu. Ya da bildiğini sanıyordu, ki bu da aynı derecede kötüydü (çünkü düşünüzde balık yediğinizi görürseniz, bunun anlamı balık yemiş olduğunuzdur) Ve Ammu’nun bildiği şey (ya da bildiğini sandığı şey), Cennet turşularının beton fıçılarından yükselen yavan sirke buharları gibi kokuyordu. Gençlikleri solduran, gelecekleri kurutan buharlar.

Saçlarının şapkası altındaki Ammu banyo aynasındaki yansısına yaslandı ve ağlamaya çalıştı.
Kendisi için.
Küçük şeylerin tanrısı için.
Düşlerindeki pudra şekerli ikiz bebeler için.